Kürtler eski ve yeni Anayasa’nın neresinde?

0
120
Kürtler eski ve yeni
Anayasa’nın neresinde?

ümit fırat

12 Eylül Askeri darbesi sonrası düzenlenen 1982 Anayasası, yapılan 20’ye yakın değişikliğe rağmen, -pek çoğu demokratikleşme yönünden olumlu gelişmeler olarak sayılabilecek olmakla birlikte- hiçbir şekilde mevcut Anayasa’nın
ruhuna ve temel felsefesine dokunamadı. Her defasında,
toplumun zihninde yeni bir Anayasa talebi, canlı olarak
muhafaza edildi.
Kanaatimce yeni değişiklikler, öncekilerden farklı olarak mevcut Anayasa’nın ruhuna ve felsefesine dokundu ve
bu kez bir rejim değişikliği tartışmasını gündeme getirdi.
Bu konuda oldukça kapsamlı ve aydınlatıcı eleştiriler yayınlanıyor. Kürt arkadaşların düşünce ve yorumlarını da ilgiyle izliyorum.
Öncelikle belirtmeliyim ki, 70 yılı aşkın hayatımın hiçbir döneminde kendimi özgür bir yurttaş olarak hissetmedim. Ama düşüncelerimin özgür olmasında bir sınır tanımadım. Bu nedenle, olağan saydığımız büyük zorluklar ve
acılara rağmen, şartlarımın elverdiği ölçüde hayat tarzımı
kendi irademle sürdürmeye; kendi yolumdan gitmeye ve
ortalığı kırıp dökmemeye çalıştım.
Bazı arkadaşlarımız, ‘bu tür mevzuat değişikliklerinin Kürtler açısından önemli olmadığını, Evet veya Hayır demenin Türkiye’nin mevcut sömürgeci statüsünü meşru
görmek anlamına geleceği’ ve ‘yok birbirinizden farkınız’
tarzı bir gerekçeyle referanduma ilgisiz kalacaklarını açıklıyorlar. Olayı bir ‘Türkiyelilik’ ve ‘Kürdistanilik’ açısından
değerlendiriyorlar. Arkadaşlarımın düşüncelerine saygı
duymakla beraber, görüşlerine katılmadığımı ifade edeyim.
Bazı arkadaşlarımız ise, değişikliklere evet demek gerektiğini, bugüne kadar Kürtler lehine doğru dürüst bir
şeylerin yapılmamasını mevcut statüko nedeniyle sürdürüldüğünü; CHP realitesi, parlamento dengeleri ve seçim hesapları nedenleriyle bir yere varılamayacağını ileri
sürmekte eğer bu faktörler devre dışı kalırsa, güçlü siyasi
desteğe sahip bir Cumhurbaşkanının bu meselede radikal
adımlar atma imkanını bulacağını ifade etmektedirler. Bu
arkadaşlarımın pragmatik ve fazlaca iyimserlik içeren düşüncelerine de saygı duyuyorum ama katılamadığımı da
belirtmeliyim.
Referandumda ‘Hayır’ diyeceklerini söyleyen arkadaşları ise iki grupta değerlendirmek mümkündür. Ağırlıklı olarak HDP çevresinde yer alan birinci grupta; özellikle “Seni
Başkan Yaptırmayacağız!” vakasından sonraki kırılmalarla
şekillenen ve öncelikle “AKP ve Erdoğan gitmelidir!” diyen,
bütün problemin AKP ve Erdoğan’dan kaynaklandığını ileri
sürenler yer alıyor ve onlara yeni gerekçeler gerekmiyor.
Şahsen benim de benzer gerekçelerle yer aldığım diğer
grupta ise, oldukça gerçekçi ve derli toplu gerekçeler sunarak referandumda ‘Hayır’ diyeceklerini belirten arkadaşlar
yer almakta. Birkaç cümleyle kendi düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.
Mevcut Anayasa’nın yürürlüğe girdiği günden bu yana,
ruhuyla ve lafzıyla hiçbir şekilde kabullenilemeyeceğini ve
behemehâl bundan kurtularak demokratik bir Anayasa’ya
ihtiyacımız olduğunu savunan tarafta yer aldım. Bir insan
olarak sadece Türkiye’de değil, dünyanın neresinde olursa
olsun özgürlük ve demokrasi karşıtı gelişmelere seyirci kalmadım.
Bugün Türkiye ve Kürdistan dışında yaşamakta olan pek
çok arkadaşımız, Türkiye’deki zulüm ve baskılardan kaçıp
batı ülkelerine iltica etmişlerdi ve ancak rejim birazcık
yumuşamaya başladıktan sonra da kendi memleketlerine
seyahat etmeye başlamışlardır. Türkiye’de rejimin yeniden
totaliter bir karakter kazanması halinde ise, başta Kürtler
olmak üzere, çok sayıda insanın; yerlerini, yurtlarını terk
etmek zorunda kalabileceklerini hatırda tutmak gerek. Bu
itibarla nerede yaşıyor olursak olalım, birer insan olarak
içinde yaşamakta olduğumuz rejimin karakteri, bizi doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.
Türkiye’de hiçbir dönemde parlamenter demokratik bir
rejim yaşanmamıştır. En demokratik sayılabilecek dönemlerde bile, gerek hükümetler gerekse parlamento üzerinde
daima bir vesayet sistemi sürmüştür.
Elbette demokratik bir rejimde, başkanlık sistemi de bir
alternatif olabilir. Demokratik olmayan bir sistemin alternatifi ise, totaliter bir tek adam rejimi değildir. Başkanlık
sistemi, tüm yetkilerin bir ‘tek adama’ devredilmesi için
değil, yürütmenin daha pratik bir sistem olması; hakların,
özgürlüklerin ve demokrasinin korunması için talep edilebilir.
Dikkat edilirse değişiklikleri savunanlar asla değişen
maddelerin içeriğine değinmiyorlar ve demokratikleşmeye dair hiç bir atıfta bulunmuyorlar. Daha da vahimi, yakın
geçmişte yaşadıkları trajik hadiseleri bile unutmuş gözükerek, kendilerinden önceki egemenlerin popülist politikalarını sürdürerek, “vatan-millet-Sakarya” edebiyatı ve “FETÖ,
PKK, IŞİD ve HDP’ye inat evet diyoruz!” türü şantaj ve tehditlerle hayır denilmemesi dayatılıyor.
Açıkça mevcut sistemin liderin ihtiyacına yeterince cevap vermediğini diyemedikleri için, oligarşik bir tek adam
sistemi inşa ederek yönetimde iki başlılığı kaldırmak istediklerini ileri sürüyor ve aklımızla alay etmeye kalkıyorlar.
Sonuç olarak, alelacele önümüze konulan Anayasa değişiklikleri, demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesine değil,
daraltılmasına dönük bir amaç ve içeriğe sahiptir. Buna geçit verilmemesinin hayırlı olacağını ve söylenecek daha çok

Bir Cevap Yazın