“sis atma o.ç.”

gazi, okmeydanı, şırnak merkez, sur, cizre ve nusaybin. altı harita, iki taraf. counter-strike’ın headshot ekranıyla, modern silahların hedef ekranlarının aynı olduğunu fark etmiş miydiniz? gamification (oyunlaştırma) savaş alanlarını hızla oyun alanlarına dönüştürüyor.

“sis atma o.ç!” counter-strike oynamış ya da oynamaya devam eden herkesin en sık kullandığı cümle. “yeter amk, kim attı lan o sisi?” şeklinde sürüp gider fakat en etkisiz isyan cümleleri arasındaki yerini yıllardır korur. birileri yine çıkışa sis atar, o sis ekran kartını kastıkça kasar.

counter-strike 18 yıl önce üretilmesine rağmen bugün hala dünyanın en çok oynanan ikinci online oyunu. ben bu satırları yazarken dijital oyun platformu steam’de, günün counter’ı aynı anda oynayan oyuncu skoru dünya genelinde 654 bin kişiydi. türkçe’ye ‘karşı taarruz’ biçiminde çevirebileceğimiz oyun kısaca cs olarak geçiyor. cs, 1999 yılında minh le (oyundaki ismiyle gooseman) ve jess cliffe tarafından o dönemin devrimsel half-life aksiyon oyununun bir modu olarak geliştirildi. half-life’ın bilim-kurgu dünyasından farklı olarak counter’da bütün silahlar ve senaryolar gerçek hayattan uyarlandığı için piyasaya sürüldüğü an video oyun dünyasında, özellikle rekabetçi oyunlarda yani e-sporda yeni bir dönemin kapılarını açacak kadar çok tuttu. dünyanın ilk gerçekçi savaş oyunu, bugüne kadar 25 milyonun üstünde sattı. oyunun yıllar içinde geliştirilen birçok sürümü var. meraklıları için kabaca saymak gerekirse, counter-strike, cs: condition zero, cs: source, cs: global ofensive, cs: neo, cs: online seriler ve cs nexon: zombies. “counter-strike 1.5 mi daha iyiydi, 1.6 mı?” sorusu hala gamer’lar için en büyük tartışma konusu.

broadband (genişbant) bağlantının keşfedildiği, soğuk savaş izlerinin görüldüğü, kosova savaşı’nın sürdüğü, abdullah öcalan’ın idama mahkum edildiği yıllardı. 10–18 yaş arası nice nesil okuldan kaçıp günü internet kafelerde counter oynayarak geçirirdi. “hey gidi günler, ne patso yerdik!”demeye başlamayanlar için: 20 kişilik ergen grupların takımlar halinde ‘ekran yapmayacakları’ yani rakip bilgisayarları görmeyecekleri biçimde konuşlanarak bağır-çağır birbirlerine savaş açtıkları bir manzara. go go go!

bugün oynanan sürüm counter-strike: global offensive. oyuncular görevleri tamamlamak ya da düşman takımı yok etmek için terörist (terrorists) ya da anti-terörist (counter-terrorists) takımlarından birini seçerler. herkes başarısına göre kazandığı parayla kendine bir silah alır. takıma özel silahlar bulunmakla birlikte genel kullanıma açık silahlar çoğunluktadır; ak-47 (kalaşnikof) teröristlerde, m4a1 ise terörle mücadele ekibindedir. oyunlar farklı haritalarda gerçekleşir, lübnan’da bir çöl ya da italya’da bir mahalle. her tur birkaç dakika sürer ve tur bitmeden ölen oyuncular, dirilmek için turun bitmesini beklerler. rehineleri kurtarmak, bomba kurmak ya da imha etmek, daha fazla rakip öldürerek skora koşmak gibi altı farklı oyun modundan biri seçilebilir. eşleştirmeler ise oyun tarafından yapılır. o an, online oyun oynayan dünyanın dört bir yanındaki herhangi bir takımla eşleşilebilir ve takım arkadaşlarıyla iletişim chat ya da telsiz yoluyla sağlanır. bu eşleşmeler oyuncunun rütbesi ve sunucu bilgisayarın yakınlığına göre belirlendiği için sık sık türkler ve rusların oynadığı takımlara denk gelmek olası. eğlenceli olan, her milletin oynayış biçimi sosyo-kültürel yapısıyla ilişkilendirilebilecek kadar benziyor.

cs dünyasının esprileri en çok ruslar üzerinden dönüyor. rus bir takıma mı denk geldiniz, oyun boyunca görebileceğiniz yegane plan ‘rush b’. herhangi bir strateji gözetmeyi pek tercih etmeyen ruslar, bomba alanına direkt ataktan yana. taktik maktik yok, bam bam bam. tabii pek işe yaradığı söylenemez. türklerde ise takım birlikteliği ve iletişim çok az. sizden daha az insan öldürmüş bir türk’ün aynı takımda olmanıza rağmen sizinle yarıştığını fark edebilirsiniz ya da “acaba başka bir yolu mu kullansaydık?” diye fikir alışverişinde bulunduğunuzda karşı tarafın bir anda sinirlenip “adresini ver o.ç” dediğini duyabilirsiniz ki çoğunlukla ince, yaklaşık 13–14 yaşlarında bir sestir. aslında cs: go gerçek bir savaş simülasyonu. sağ-sol yap, ateş et’ten daha öte bir ciddiyetle oynadığınız zaman yani öleceğinizi düşündüğünüzde ciddi stratejiler geliştirmeniz gerekir. gerçek bir nişancıysanız, bir numaralı dostunuz sniper. headshot yani kafaya ateş ettiğiniz vuruş rakibinize ‘tek atarak’ onu kesin ölüme götürecektir fakat bunu yapabilmek için bir milisaniye dahi kıymetli. iyi bir bilgisayar kullanıcısı olmalı, fare ve klavyeyi en hızlı nasıl kullandığınızı pratik yaparak keşfetmelisiniz. bilgisayar donanımından kaynaklı herhangi bir hız kaybı yaşamamak için oyunu düşük grafiklerle oynamalısınız. kore ve çin video oyunların bir numaralı liderleri zira oyuncular milli sporcu gibi yetiştiriliyor ve profesyonel olarak maaşlarla çalışıyorlar. kore’de starcraft şampiyonları askerlikten muaf. türkiye’de de yadsınamaz bir yükseliş var. counter strike’ın yayıncısı valve corporation belirli aralıklarla dünya turnuvaları düzenliyor. 10 binlerce seyircinin geldiği stadyumlarda profesyonel oyuncular, milyonlarca dolar ödül havuzu için oynuyor. gerçek bir şampiyonlar ligi! türkiye, ilk video oyun şampiyonluğunu 2016 yılında resmi sponsorların düzenlediği counter strike turnuvasında aldı. ilk bakışta vahşice basit görünen counter strike, yarattığı gerçeklik algısıyla ekranın bir adım ötesini düşünmeye sürüklüyor. brezilya federal mahkemesi de biraz fazla düşünmüş olacak ki, oyunun toplumsal düzenin yıkılmasını yakından teşvik ettiğini, demokratik devlete ve hukuka aykırı olduğunu iddia ederek 2008 yılında satışını yasakladı. yasak ancak bir yıl uygulanabildi. kitleler engellenemez bir biçimde counter oynamak istiyor.

video oyunlar da diğer tüm prodüksiyonlarda olduğu gibi halihazırda var olan şiddet ve cinsellik güdümüze hizmet ediyorlar. dikkat çeken, gerçeklikle kurmamızı sağladıkları bağ. daha önce hiç video oyun oynamamış bir bireyin savaş anında hayatta kalma olasılığı kesinlikle daha düşük! görüş alanını yönetmek, varlığını gizlemek, hedeflemek, birini vurabilmek, etraftaki sesi doğru dinlemek. her counter oyuncusu tüm bunları defalarca simüle etmiş oluyor. görevde kullanılmış bir silahla eskimiş bir silahın farkını dahi anlayabiliyor. düzenli oyun oynamak bir müddet sonra oyunun içindeki karakteri, imgeyi ya da objeyi hayattaki gerçekle eşleştirmeye yol açıyor. oyunu mümkün kılan en önemli unsur temsil mekanizması oluyor. pac-man’i bilirsiniz; nokta yiyen bir sarı peynir tekeri anlamlı değildir fakat peynir tekeri sizi temsil ettiği an iş değişir. counter’ı oynayan bir oyuncu, nick’ini türk askeri olarak belirlediğinde ya da sokakta polisle çatışan bir eylemci oyundaki a ve b alanlarını hayal ettiğinde de iş değişir. strateji ve oyunun kimliği, doğrudan temsil tarafından belirlenir.

gerçek ve oyun öyle girift bir biçimde iç içe ki 2015 yılından beri gazi, okmeydanı, şırnak merkez, cizre, nusaybin ve sur’da çekilen bu fotoğraflar counter strike ekranlarıyla bir arada kullanılabiliyor. tıpkı, gta oynayan ve gezi’de duvarlara oyundaki ölümsüzlük şifrelerini yazan nesil gibi 90’larda doğan ve ergenliği boyunca counter-strike oynayan bir nesil; bugün polis, komando, özel harekatçı ya da pkk militanı olarak savaşıyor. oyun sırasında spreylerle zafer alanına imzasını atanlar için operasyonlar sonrasında cizre’deki duvarlara “aşk bodrumda yaşanıyor güzelim” yazmak aslında defalarca uygulanmış bir deneyim. keza oyun sırasında rakibi öldürdükten sonra tanınan beş saniyede cesetlere işkence yapmak da birçok oyuncunun adetinden. counter-strike, kişinin kimliğine de işaret ediyor. oyundaki taraflar hatta nick’ler kişinin ailesi, doğduğu kent, yetiştiği ekonomik koşullarla doğrudan bir bağ taşıyor. on beş yıl önce en çok kullanılan nick polat alemdar’ken, bugün uzun adam. modern savaş teçhizatlarında ise tetiğin yerini oyun konsolları almış durumda. counter-strike oynarken görülen headshot ekranı ve modern silahların hedef ekranı arasında hiçbir fark yok. ekran başındaki askerler tıpkı oyun oynar gibi hedefi fareyle ekran üzerinden vuruyorlar.

counter-strike oynamasak da hepimiz hayatı oyunlaştırarak yaşıyoruz. markete kimin gideceğine yazı-tura atarak karar veriyoruz, yemek yerken bulduğumuz bir kemik parçasıyla bahse giriyoruz ya da annemiz instagram’da en iyi gurmeyi like’larıyla zirveye taşıyor. ‘gamification’ yani ‘oyunlaştırma’ felsefesi tam olarak bu dürtümüzü kullanıyor. oyun oynamakla ilgili kavramlar oyun dışında kullanılarak o aktiviteden daha çok verim alınması sağlanıyor. türkiye’de henüz markaların pazarlama amaçlı kullandıkları oyunlaştırma yöntemlerinden dünyada eğitim, sağlık, teknoloji tasarımı gibi farklı alanlarda faydalanılıyor hatta çin hükümeti 2020 yılında vatandaşlarının güvenilirliğini puanladığı bir sosyal kredi sistemi uygulamayı planlıyor. vatandaşlık görevlerini en iyi biçimde yerine getiren, örneğin vergisini zamanında yatıran daha yüksek puan kazanabilecek. haliyle bütün ülke vergi ödemek için sıraya girebilir! oyunlaştırma, her yeni yöntemde olduğu gibi gündelik hayatımızdan çok önce askeri alanda ve silah tasarımlarında kullanılmaya başlandı. gelinen noktada counter-strike arayüzü ile yüksek teknolojide savaşın arayüzü aynı. savaşın, savaşın, gerçeğin ve gerçekçiliğin bir oyun pratikliğinde, “counter-strike oynarmış gibi”yaşandığı bir dünya, duvar yazılamalarından çok daha şaşırtıcı sonuçlara gebe. dijital çağda artık ne oyunlar yalnızca oyun, ne savaşlar yalnızca savaş.

(fotoğraf: çağdaş erdoğan/140journos, oyunlaştırma: berkant akarcan/140journos, veri derleme: can pürüzsüz/140journos, yazı: dilan karadağ/140journos)

Bir Cevap Yazın